Tüp Bebek
Kuma korkusu kadınları tüp bebeğe itiyor buyrun uzmanların görüşlerini sizler için araştırdık ve sitemizde yayınladık Tüp bebek yöntemine en çok talebin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nden geldiğini söyleyen uzmanlar, bunun nedenlerinden birinin, çocuğu olmayan kadının “Kuma gelir” korkusuyla tüp bebeği tercih etmesi olduğunu söylüyor.
Aileler gizlilik istiyor
Dr. Hakan Özörnek’in verdiği bilgilere göre, kısırlık tedavisinde eğer başka bir yöntem kalmamışsa en son tüp bebek yöntemine başvuruluyor.
Özörnek konu ile ilgili şu açıklamaları yaptı:
“Basamak basamak yapılan kısırlık tedavisinde en son basamak, tüp bebek yöntemidir. Tüp bebek yönteminin maliyeti büyük olduğundan, kısırlık tedavisi gören çiftlerin ancak yüzde 15′i bu yöntemi değerlendirebiliyor. Türkiye’de en çok talebin geldiği Güneydoğu’da tüp bebek yöntemini isteyen çiftlerin halen kafalarında soru işareti bulunuyor. Çiftler, tüp bebek yöntemini kullandıklarının gizlenmesini istiyor. Tüp bebek yöntemine yoğun talep nedeniyle, bölgelerde daha fazla tüp bebekle ilgili tanıtım yapılarak insanların daha fazla aydınlatılması gerekiyor.”
Popularity: 1%
Tüp Bebek
Tüp bebek tedavisine yeni yeni uygulamalar geldi buyrun ayrıntılar aşağıdadır Çocuk sahibi olmak için “Tüp bebek” yöntemine başvuran ancak denemelerinde başarısız olan çiftler genellikle hayal kırıklığı ile birlikte umutsuzluğa kapılır. Oysaki konu ile ilgili teknolojik gelişmelere paralel olarak yeni uygulamalar sayesinde tüp bebek tedavisinde başarıyı artırmak mümkün.
Memorial Hastanesi Tüp Bebek (IVF), Androloji ve Genetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Semra Kahraman, bu yöndeki uygulamalar hakkında bilgi verdi.
Daha önce başarısız tüp bebek tedavisi geçirmiş çiftlerde, başarı şansını arttıracak yeni uygulamalar nelerdir?
Daha önce başarısızlıkla sonuçlanan tüp bebek uygulamalarında çift tekrar tedaviye alınırken detaylı olarak incelenir ve hangi nedenlerle gebe kalamadığı araştırılır. Tüp bebek yöntemi ile bir kez gebe kalamamış olan çiftlerde çok endişelenmiyoruz. Ancak iki kez veya daha çok tüp bebek uygulamasında iyi embriyolar verilmesine rağmen gebelik elde edilemiyorsa çok çeşitli testler yapıyoruz.
Öncelikle kadına ait nedenleri araştırıyoruz. Kadınlarda rahim içi yapışıklıklar, rahim içinde myom veya polip gibi embriyonun tutunmasını engelleyebilen anormallikler var mı? Bunları ortaya koymaya çalışıyoruz. Bu amaçla ultrasonografi eşliğinde rahim içine sıvı vererek rahim boşluğunun normal olup olmadığını kontrol ediyoruz. Bu basit ve hasta için ağrısız bir yöntem. Rahim filmi (HSG) de bu tür bozuklukları görmek için başvurulan bir yöntemdir. Ancak HSG yönteminin ağrılı olması ve enfeksiyon gibi riskleri nedeniyle Histeroskopik inceleme günümüzde daha çok tercih edilmektedir. Histeroskopi rahim içine yerleştirilen ufak bir kamera sistemi ile detaylı olarak inceleme şansı veren kolay bir yöntemdir. Aynı zamanda rahim içindeki bozuklukları düzeltme kolaylığı getirmektedir. Histeroskopi tüp bebekte başarısız olmuş vakalarda çok sık kullandığımız bir yöntemdir. Ancak tecrübeli cerrahlar tarafından yapılmalıdır.
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer neden de kadının tüplerinde tıkanmaya bağlı olarak sıvı birikmesidir.
Ultrasonografi ile tanımlanabilen ve hidrosalpenks adı verilen bu durumda rahim filmi çekilerek veya laparoskopi yapılarak hidrosalpenksin boyutlarını daha net olarak ortaya koymak ve tedavi etmek mümkündür. Tüplerde biriken sıvı rahim içine akarak embriyoların tutunmasını engellemekte veya gebelik oluştuğunda erken düşüklere yol açmaktadır. Bu durumda tüplerin laparoskopi ile çıkarılması veya rahimle birleştiği noktadan bağlanması başarı şansını belirgin olarak arttırmaktadır. Tüplerde sıvı toplanması kadında tüp bebek şansını azaltan en önemli ve en sık görülen nedenlerden birisidir.
Ayrıca hormonal bozukluklar da embriyo gelişimini ve rahimde tutunması engeller. Tiroid bezi hastalıkları, beyinde hipofizden salgılanan süt hormonu (prolaktin) artışı önemlidir. Kanda bakılan hormon seviyeleri ile bu bozukluklar tanımlanabilir. Polikistik over hastalığı ve yol açabildiği insülin hormonu artışı gebe kalmayı zorlaştırdığı gibi düşüklere de yol açabilmektedir. Bu amaçla insülin direncini azaltan şeker hastalığı ilaçları verilerek gebelik şansı arttırılabilir.
Başarısızlığın nedeni tespit edildikten sonra yapılan işlemler nelerdir?
Biz başarısız tüp bebek uygulamaları olan çiftlerde yukarıdaki tüm araştırmalar normal bulunduğunda rahim içinden doku örneği alıyor ve bu örneği laboratuar ortamında kültüre edip çoğaltarak embriyoları bu kültür ortamında geliştiriyoruz. Endometrial ko-kültür olarak adlandırılan bu teknik ile adetin 21. günü rahim içinden alınan ufak bir doku örneği laboratuar koşullarında üretilerek yapay bir rahim içi dokusu oluşturuluyor ve embriyolar bu doku içinde büyütülüyor. Embriyo gelişimi için gerekli olan büyüme faktörleri, proteinler ve besleyici maddeler yönünden zengin olan rahim içi doku kültürü bu sayede embriyo gelişimini destekliyor, ayrıca ortamda oluşan antioksidanlar embriyo için zararlı olabilecek artıkları uzaklaştırıyor. Bu teknik daha önce başarısız sonuçlanmış tüp bebek vakalarında yapay kültür ortamlarına bir alternatif olarak kullanılmaktadır.
Embriyoların tutunmasını engelleyen bir diğer sebep kromozom bozukluklarıdır.
Sağlıklı görünen birçok embriyo kromozom bozukluğu nedeniyle rahim içinde tutunamamaktadır. Embriyolarda genetik tanı işlemini yaparak, hem en sağlıklı, hem de tutunma kabiliyeti en yüksek olan embriyoların seçilmesi sağlanmaktadır. Böyle bir seçim ile gebelik şansı arttırılıp, düşük riski azaltılmakta ve aynı zamanda çoğul gebelikler engellenmektedir. Tüp bebekteki nihai amaç tek, sağlıklı ve canlı doğumla sonlanacak bir gebelik elde etmektir. Preimplantasyon genetik tanı bu amaçla tekrarlayan başarısız tüp bebek vakalarında kullanılmaktadır.
Popularity: 1%
Tüp Bebek
Tüp bebekte genetik kusur tehlikesi lütfen dikkatli olun uzmanların görüşlerine kulak asın Tüp bebeklerde genetik kusurlar ve sağlık sorunları riskinin yüzde 30 daha fazla olabileceği, tüp bebek yapmak isteyen çiftlerin önceden bu konuda uyarılması gerektiği bildirildi. İngiliz uzmanlar, tüp bebek yönteminin bebekte ölümcül sağlık sorunlarına veya uzun dönemde çözülmesi bile mümkün olamayabilecek sakatlıklara yol açabileceği uyarısında bulundu.
Uyarı, İngiltere hükümetinin Fertilizasyon ve Embriyoloji Kurumu (HFEA) tarafından yayımlandı.
Kısırlık tedavisi için başvuran çiftlerin, bu yöntemin bebekte hayatı tehdit eden sağlık sorunları veya uzun dönemli sakatlıklara yol açabileceğini bilerek kararlarını vermeleri gerektiği kaydedildi.
Daily Mail’in haberine göre, İngiltere’de ilk kez yapılacak bir uygulamayla, ekim ayından itibaren tüp bebek merkezleri çiftleri, gerek tüp bebek gerekse benzeri diğer yöntemlerin riskleri konusunda önceden uyarmak zorunda olacak.
Riskler
Atlanta’daki Hastalıkların kontrolü ve Önlenmesi Merkezinden bilim adamları, Ulusal Doğum Kusurlarını Önleme Çalışmasındaki verileri kullanarak 13 bin 500 doğumla 5 bin kişilik kontrol grubunu karşılaştırdı.
Human Reproduction dergisinde yayımlanan araştırmada, tüp bebeklerin kalp kapakçığı kusurundan, yarık dudak ve damağa, bağırsakların ve yemek borusunun tam gelişmemesi yüzünden sindirim sistemi anormalliklerine kadar çeşitli hastalıklardan mustarip olabildiği saptandı.
Bunun yanı sıra tüp bebeklerde küçük olsa da gelişme geriliğine yol açan Angelman Sendromu ile karında delik ve öğrenme zorluklarına yol açan Beckwith-Wiedeman Sendromu gibi nadir görülen genetik hastalık riskinin de, normal yollarla dünyaya gelen bebeklere göre daha fazla olduğu belirtildi.
Tüp bebeklerde veya diğer tedavi yöntemleriyle dünyaya gelen bebeklerde sağlık sorunlarının daha fazla olması riskinin, doğanın düşük kaliteli oldukları için atacağı yumurtaların kısırlık tedavisindeki ilaçlar sayesinde kullanılması olabileceği belirtildi.
Diğer bir sebebin de, yumurtaları artık düşük kaliteli olan yaşı büyük kadınların bu yönteme daha fazla başvurması olabileceği kaydedildi.
Bilim adamları yine de, risklerin doğrudan kısırlığın sebebiyle mi ilintili, yoksa bizzat yöntemin kendisinden mi kaynaklandığını henüz bilmiyor.
Popularity: 1%
Tüp Bebek
Altın yumurta sayesinde anne olmak çok kolay buyrun ayrıntılar aşağıda yer almaktadır Yalnızca tek bir yumurtası olan kadınlara tıp dünyası altın yumurta adını veriyor. Tüp bebek yöntemiyle bu kadınlar anne oluyor, hatta ikiz bebek bile dünyaya getirebiliyorlar…
Umut Tüp Bebek Merkezi Başhekimi Kadın Hastalıkları ve Tüp Bebek Uzmanı Op. Dr. Enver Kurt, tek bir yumurta ile anne olmanın yollarını anlattı:
- Altın yumurta nedir?
Biz tüp bebekçilerin kullandığı hem bizim için, hem de hastalarımız açısından çok önemli bir deyimdir. Anne-baba adayı için altın yumurta; kıl payı yakalanan şans demektir. Tüp bebek tedavilerinde verilen ilaçlar sayesinde kadınlarda birden fazla yumurta büyütülmekte ve gebelik şansı fazlalaştırılmaktadır. Ancak bazı durumlarda, yumurtalıkların özelliğinden dolayı ne yaparsak yapalım, hastaya yüksek dozda ilaç bile versek, doğa sadece tek bir yumurtanın büyümesine izin veriyor. Yani altın yumurta; yapılan tedavilere sadece bir tek yumurta büyüterek cevap verebilen ve sonrasında bu tek yumurta ile gebelik elde edilen hastalar için bir bebek demektir.
- Tek bir yumurtası olan bir kadın, anne olabilir mi? Altın yumurta ile gebe kalma şansı yüzde kaçtır?
Gerçekte her kadın her adet döneminde zaten tek bir yumurta geliştirmekte ve yumurtlaması olmaktadır. Tüp bebek tedavisinde ise tek bir yumurta yerine, daha fazla yumurta geliştirilerek gebe kalma şansı fazlalaştırılmaktadır. Bunu piyangodan bilet almaya benzetebiliriz. Tek bir bilet alırsanız; ikramiyenin tutma ihtimali ile, birden fazla bilet alırsanız ikramiyenin tutma ihtimalleri farklıdır.
Normal şartlarda tedaviye iyi yanıt veren hastalarda gebe kalma şansı yaşına göre yüzde 40-60 arasında değişirken, sadece tek bir yumurtası gelişenlerde bu oran yüzde 20lerin altına düşmektedir. Eğer kadın 40 yaşın üzerindeyse, tek bir yumurta ile başarılı olma şansı yüzde 10ların da altına düşmektedir. Unutulmaması gereken bir diğer konu da; tüp bebek tedavisinde, sadece yumurta elde etmekle sonuca ulaşılmadığıdır.
Yukarıdaki değerler embriyo transferi uygulanmış olan olgulara aittir. Toplanan yumurtanın daha sonra mikroenjeksiyon ile döllenmesi ve embriyo gelişimi olmaktadır. Bu basamaklarda da birtakım problemler yaşanabilir. Yani her tek yumurtası toplanan hasta, embriyo transferine gidemeyebilir. Böylece tedaviye başlamış olan hastalara genel olarak baktığımızda, tek yumurta geliştiğinde gebe kalma şansı oldukça azalmaktadır. Bu durumda gebe kalmış hastalardaki tek yumurta; gerçekten madende bulunmuş altın gibi olmaktadır.
Yaş faktörü önemli
- Tek bir yumurtası olan bir kadının doğal yollarla çocuk sahibi olması mümkün mü?
Tek yumurta ile eğer kadının tüpleri açıksa ve yeterli sayıda sperm de varsa, doğal yoldan gebelik mümkün olabilir. Ancak bundan, hastaların ilelebet doğal yoldan gebeliği beklemesi gibi bir sonuç çıkarılmamalıdır. Özellikle kadın 35 yaşın üzerinde ise, mutlaka hızlı olarak sonuca gidecek şekilde yönlendirilmeli ve tedavisi gerekirse tüp bebeğe kadar götürülmelidir. Çünkü eğer yumurtalık rezervleri azalırsa, özellikle de kadının yaşı 38 ve üstüne ulaşmışsa, tüp bebekle bile son derece sınırlı bir gebelik şansı söz konusu olabilir.
- Bir kadında neden yumurta azlığı olur? Az ya da tek yumurta, kaliteli olabilir mi?
Yumurtalıklarda rezerv azalmasının bilinen nedenleri ilerleyen yaş (özellikle 35 yaş üstü), yumurtalıklara yönelik ameliyatlar, bazı kanser tedavileri ve bağışıklık sistemine ait bazı hastalıklardır. Çoğu zaman elle tutulur bir neden yoktur. Yapılan araştırmalar neden bazı kadınların yumurtalık rezervlerinin erken yaşta azaldığını açıklayamamıştır. Yumurtanın kaliteli olması, döllenme ve kaliteli embriyo geliştirme olasılığını arttırır. Yumurtalık rezervi azalmış hastalarda elde edilen yumurtalar yapısal ve genetik olarak problem gösterir ve yumurta kalitesini kötü etkiler. En önemli faktör yaştır. Genç bir hasta ile daha yaşlı birinin yumurta kaliteleri arasında ciddi farklar vardır.
Popularity: 2%
Cilt Sağlığı
Glikolik asit ile cilt bakımını uzmanların ağzından birebir dinlemek izteyenler buyursun Her cilt çevresindeki dünyaya karşı duyarlıdır. Gün ışığına, rüzgara, soğuk havaya ve çevremizdeki diğer zararlı faktörlere maruz kalma erken cilt yaşlanmasına yol açar. Günümüzde alfa hidroksi asitler (AHA) hiperkeatoz azaltıcı, nemlendirmeyi arttırıcı ve cilt problemlerini iyileştirici etkilerinden dolayı, estetik tıpta önemli bir ajan olarak ön plana çıkmıştır.
Şeker kamışından elde edilen doğal kaynaklı bir meyve asidi olan glikolik asit, AHA’lar arasında en küçük moleküllü asit olması nedeniyle ayrıcalıklı bir öneme sahiptir.
Eskiden beri kullanılan kimyasal soyma ajanları ile karşılaştırıldığında cildi ileri derecede tahriş etmemesi nedeni ile günümüz insanının yoğun sosyal yaşantısını olumsuz yönde etkilemeden hem peeling yapabilmek, hem de bununla sınırlı kalmayıp deri hücrelerinin yenilenme hızını arttırmak ve dermis kollajen sentezini uyarmak glikolik asitle mümkün olmaktadır.
Kliniğimizde glikolik asit içerikli medikal cilt bakımı uygulamalarında, dünyada plastik cerrahlar ve dermatologlar tarafından en fazla tercih edilen marka olan MD Formulations profesyonel ürünleri kullanılmaktadır.
%70 ve %99′luk glikolik asit bileşiği içeren ürünlerle gerçekleştirilen peeling işlemleri uzman hekim tarafından uygulanmakta ve bu işlem minimum 6 seans gerektirmektedir. Bakım aralıkları cilt özelliklerine göre değişmekle birlikte ortalama 7-10 gündür. Kişinin cilt yapısına göre sadece glikolik asit bileşiği ile soyma işlemi yapılabildiği gibi, problemli ciltlerde daha hızlı sonuç elde etmek için %50 glikolik asit bileşiği ve %1,6 salisilik asit kombinasyonu içeren yeni bir sistem olan alfa-beta peeling sistemi de uygulanabilmektedir.
Glikolik asit ile yapılan medikal cilt bakımında deri nemlenir, oksijenlenmesi artar, daha genç, sağlıklı ve pürüzsüz bir görünüme kavuşur. Ciltteki ince kırışıklıklar azalır. Akneli ciltlerde sivilce oluşumuna yol açan foliküldeki tıkacı kaldırarak, yağ salgısının birikimine engel olur. Ciltteki ton farklılıkları ortadan kalkar, gözenekler sıkılaşır, varsa hiperkeratoz alanları kaybolur.
Popularity: 1%
Cilt Sağlığı
Botoks nedir? Botoks hakkında bilmediklerinizi sitemiz hitevi.comda yayınlıyoruz buyrun detaylar aşağıdadır Botoks botilinum toksini özellikle konservelerde üreyen ve besin zehirlenmesine neden olan Clostridium botilinum adlı bir bakterinin ürettiği toksindir. Botoks sinirlerden kaslara giden iletiyi geçici olarak durdurarak etki göstermektedir. Böylece enjekte edildiği bölgedeki kasların hareketleri engellenerek bu kasların hareketleri sonucu oluşan kırışıklıkları ortadan kaldırır.
Botoks 1990′lı yılların başından itibaren yüzdeki kırışıklıkların giderilmesi amacıyla dünyada yaygın bir kullanım alanı bulmuştur. Özellikle alındaki çizgiler ve göz kenarındaki kaz ayağı tabir edilen çizgilerin giderilmesinde çok başarılı sonuçlar verdiği görülmüştür. Bu bölgelerdeki kırışıklık çizgilerinin yüz gençleştirme ameliyatlarıyla düzeltilmesinin çok güç olması botoks’un estetik cerrahideki önemini daha da arttırmaktadır. Yüz germe ameliyatı yapılan pek çok kişiye daha iyi bir sonuç elde etmek için beraberinde botoks uygulaması da gerekmektedir. Botoks’un kaş kenarlarını yukarı kaldıran bir etki yapması ve kaş düşüklüğü olan kişilerde bu problemin düzeltilmesini de sağlaması bir diğer avantajıdır.
Botoks’un kırışıklıkları düzeltmek amacıyla uygulanması, yüzdeki belli noktalara çok ince uçlu bir iğne ile enjeksiyon yapılması şeklindedir. İşlem yaklaşık 5 dakika sürer ve sadece ince bir iğnenin batmaları şeklinde hissedilen çok kolay tolere edilen bir işlemdir. Uygulamanın etkileri 2 ila 3 gün sonra ortaya çıkar ve 4 ila 6 ay boyunca devam eder. İlk uygulamada 4 ay kadar kalıcı olan botoks etkileri bir kaç uygulamadan sonra 8 aya kadar uzayabilmektedir. Uygulama sırasında önemli bir şişlik ve kızarma oluşmaz ve kişi hemen günlük aktivitelerine dönebilir.
Botoks enjeksiyonları yüzün üst bölgesinde özellikle alın çizgilerinin, kaş çatma çizgilerinin, ve göz kenarındaki çizgilerin (kaz ayağı) düzeltilmesinde çok etkili olmaktadır. Ayrıca yüzün üst bölgelerine uygulandığında kaşları kaldıran bir etki de oluşmaktadır. Yüzün alt bölgesinde ise dudak üzerindeki çizgilere ve boyundaki dikine bantlara uygulanabilmektedir. Ancak bu bölgelerde yüzün üst bölümlerindeki kadar etkili sonuçlar oluşmadığından uygulaması daha kısıtlı kalmaktadır. Botoks aşırı terleme tedavisi içinde kullanılmaktadır. Uygulanan hastalarda baş ağrısı ve migrene de iyi geldiği tesadüf olarak tespit edilmiştir.
Botoks uygulaması kalıcılığı çok uzun olmayan ve kalıcılığı için tekrar edilmesi gereken bir yöntem olmakla birlikte ameliyatsız, kolay ve ucuz bir tedavi olması nedeniyle günümüz estetik cerrahisinde çok tercih edilmekte ve uygulanmaktadır. Botoks dünyada milyonlarca kişiye uygulanmış ve hiçbir ciddi komplikasyonla karşılaşılmamıştır. Yanlış uygulamalarda oluşabilecek komplikasyonlarda birkaç ay içinde geri döneceğinden pek önemli kabul edilmeyebilir. Ancak deneyimli bir hekim tarafından uygulanması hem bu komplikasyonların oluşmaması hem de daha etkin sonuçlar alınması bakımından önemlidir.
Botoks hakkında merak edilenler:
Botoks nedir?
Kırışıklıklardan ameliyatsız kurtulmanın en kolay yöntemlerinin başında gelen Botoks, pek çok ilaç gibi bir bakteriden elde ediliyor. Botoks, Clostridum Botulinum bakterisinden elde edilen saflaştırılmış proteindir. Bu protein, aslında uzun zamandır göz ve nörolojik hastalıklarının tedavisinde kullanılmaktadır. Kırışıklıkları gidermek amacıyla ise 10 yıldır güvenli ve başarılı bir şekilde kozmetikte kullanıma girmiştir.
Kırışıklıklar nasıl oluşuyor?
Cilt altındaki mimik kaslarının sürekli çalışması nedeniyle cilt yüzeyinde kırışıklıklar oluşur. Kırışıklık seviyesinde en önemli belirleyiciler güneş, yaş, cinsiyet, cilt ve kas yapısı ile mimik kullanma sıklığıdır.
Botoks kırışıklıklara nasıl etki ediyor?
Teknik olarak Botoks solüsyonu, kırışıklık bölgesinde cilt altındaki küçük kaslara enjekte edilir. Botoks’un etki mekanizması, kırışıklıklara neden olan kasların kasılmasını geçici olarak önlemesidir.
Botoks, içine enjekte edildiği kası bir süreliğine kısmi olarak hareketsizleştirip dondurur. Artık kasılmayan kaslar da kırışıklığı açar. İşlem uzun süre tekrarlandığında bu kırışıklıkların ciltte kalıcı derin izler oluşturması da engellenir.
Hangi bölgelere uygulanabiliyor?
Kırışıklık tedavisinde alın, göz kenarları ve kaş araları Botoks?un en mükemmel sonuçlar vererek kullanıldığı bölgelerdir. Burun üstü, üst dudak ve boyun çizgilerinde de uygulanabilir.
Yüz hatlarında oynamalar yapılabilir mi?
İstenilen kas grubunu gevşeterek, kaşların biraz yukarı kaldırılması ya da indirilmesi gibi oynamalar yapmak mümkündür. Kırışıklık tedavilerine kıyasla bu tür uygulamalar deneyim ve uzmanlık gerektirir.
Uygulama nasıl yapılıyor?
İstenen sonuçlar belirlendikten sonra planlanmış uygulama bölgesine ince uçlu enjektörle sulandırılmış olan Botoks enjekte edilir.
Anestezi gerekir mi? Ağrı hissediliyor mu?
Anestezi gerekmez ancak çok hassas hastalarda işlem öncesinde lokal etkili bir krem sürülmemesi için neden yoktur. Sonuçta uygulama sırasında ağrı hiç olmaz veya çok az hissedilebilir.
Uygulama süresi ne kadar?
10 – 15 dakika kadar süren işlemin hemen ardından günlük hayatınıza rahatlıkla dönebilirsiniz.
Etkisi ne zaman başlıyor?
Sonucu uygulamadan sonraki 2 – 4 gün içerisinde başlayacaktır.
Etkisi ne kadar sürüyor?
Bu süre daha çok, ilacın kaçıncı kez verildiği ve ne kadar sulandırıldığıyla ilgilidir. İlk kez Botoks uygulanıyorsa 3- 4 ay devam eden bir etki beklenir. Daha önce uygulama yapıldıysa etki yaklaşık 6 ay devam eder. Uygulama sayısı arttıkça, bu süre 12 aya kadar uzayabilir.
Kimler yaptırabilir?
18 – 65 yaş aralığındaki herkes uygulama yaptırabilir. Botoks enjeksiyonunun yapılamadığı durumlar; gebelik, süt verme, cilt üzerinde enfeksiyon, myasthenia gravis gibi nörolojik hastalıklar, sonu “mycin” ile biten aminoglikozit türü antibiyotik kullananlar, penicillamin kullanan romatoid artritli hastalar ve cyclosporin gibi bağışıklık sistemini zayıflatan ve chloroquine gibi sıtma ilacı kullanan hastalardır.
Yan etkisi var mı?
Bu konuda eğitim almış uzman kişiler tarafından uygulandığında işlemin riskleri yok denecek kadar azdır. Literatürde bildirilen etkiler ise çok nadir ve geçici yan etkilerdir Uygulama sonrasında geçici olarak baş ağrısı, grip benzeri şikâyetler bildirilmiştir. Uygulama bölgesinde geçici hafif kızarıklık veya morarmalar olabilir.
Botoks terlemeyi nasıl tedavi ediyor?
Botoks tedavisinin kullanımının diğer bir alanı da literatürde hiperhidrosis olarak geçen aşırı terlemelerdir. En sıklıkla el içi ve koltuk altı terleyen bölgelerdir. Hem kadın hem de erkeklerde sosyal yaşamı etkileyebilecek ölçüde rahatsızlık oluşturabilir. Botoks, terleme probleminde mükemmel bir tedavi yaklaşımıdır
Botoks ter bezlerine giden sinir uyarısının engellenmesiyle terlemeyi engeller. Bu problemin çözümünde aşırı terlemenin olduğu bölgeler tespit edilerek, cilde ince iğnelerle küçük dozlarda Botoks enjeksiyonu yapılır. İşlem süresi uygulanan bölgeye göre 15- 45 dakika arasında değişmektedir. Tedaviyi takiben 1 hafta içinde etki başlar ve etki genelde 9 aydan uzun bir süre devam eder.
Botoks fiyatlarını ne belirliyor? İşlemin maliyeti nedir?
İşlemin maliyeti kullanılan doza göre belirlenir. Bu da, uygulama bölgesinin genişliğine göre değişir. Pahalı bir ilaç olan Botoks sulandırılarak kullanılan toz formda satılır. İlacın ne kadar sulandırıldığı önemlidir. Üretici firmanın belirlediği oranlardan daha fazla sulandırılırsa etkisi azalır. Yetersiz doz Botoks uygulamalarından sonra hem amaçlanan etki elde edilemez, hem de ilacın etki süresi kısalır.
Popularity: 1%
Cilt Sağlığı
Güneş Alejisi dönemine dikkat buyrun ayrıntılar aşağıdadır Bazı antibiyotikler, diyabet ilaçları, maydanozgiller, turunçgiller, turpgiller, gülgiller ve bazı çayır bitkileri ile temas sonrasında cildin açık havada UVA (ultraviyole A) ışınlarına maruz kalması, güneş alerjisini tetikliyor.
Ankara Üniversitesi (AÜ) Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Aynur Akyol, ozon tabakasının incelmesiyle birlikte UV ışınlarının güneşle temas eden cilt bölgelerinde kızarıklık, kaşıntı, şişkinlik, yanma ve içi su dolu alerjik tepkiler yapabildiğini söylüyor.
Hava sıcaklıklarının artması ve güneş ışınlarının daha dik gelmeye başlamasıyla birlikte, başta alerji olmak üzere güneş yanıkları ve akne problemleri gibi çeşitli cilt sorunlarının artabileceği uyarısında bulunan Akyol, alerjilerin geçici ve kalıcı türde olabileceğini kaydetti. Akyol, “Güneşe çıkar çıkmaz ilk 6-24 saat içerisinde reaksiyonlarda geçici alerji, 24-48 saat sonrasında görülen reaksiyonlarda ise kalıcı alerji düşünülmelidir” dedi.
“Yüzeysel belirtiler görülür”
Akyol, UVA ışınlarının deride geç reaksiyon veren ve kalıcı alerjilere, UVB ışınlarının ise bazen deride geçici güneş alerjisine neden olan erken reaksiyon veren ışınlar olduğunu söyledi.
Geçici reaksiyonların, belli bir maddeye karşı gerçek bir alerjinin söz konusu olmadığı durumlar olduğunu belirten Akyol, şunları kaydetti:
“Deriye temas eden madde, güneş ışınlarının etkisiyle bir takım kimyasal değişikliklere uğrayarak deriyi değişik şekillerde etkilemektedir ve o bölgede yüzeysel belirtilerin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu kalıcı olmayan geçici bir alerjidir. Sürülen bir krem, kullanılan ilaç, kozmetik ürünü, dokunulan bir yiyecek sonrasında güneş ışınları ile temas edildiğinde, reaksiyon görülebilir.”
“Güneş altında çalışan kişilerde sık görülüyor”
“Bazı antibiyotikler, idrar söktürücü, şeker hastalığı ilaçlarının kullanımı ile maydanozgiller, turunçgiller, turpgiller ve gülgiller ve bazı çayır bitkileri ile temas sonrasında cildin UVA ışınlarına maruz kalınmasının güneş alerjisini tetiklediği” görüşünü savunan Akyol, “Bu ve benzeri ilaçların içinde bulunan bazı maddeler, güneş ışınlarının da etkisiyle ciltte reaksiyona neden olabiliyor” dedi.
Akyol, furokumarin (bazı bitkilerde bulunan ve temas edildiğinde güneş ışınlarının etkisi ile kızarma su dolu kabarcıkların oluşmasına neden olan bir madde) içeren bitkilerle temas edildikten sonra güneşe çıkılması halinde, geçici alerji görülebileceğini ifade ederek, “Maydanozgiller, turunçgiller, incir sütü, turpgiller, gülgiller ile temas edilmesi ciltte geçici döküntülere neden olabilir” diye konuştu.
Özellikle incirin içindeki sütün cilde temas etmesi halinde, kaşıntı ve yanma ile kendini gösteren alerjinin görüldüğünü anlatan Akyol, tarımla uğraşan kişilerde bu tür şikâyetlerle karşılaştıklarını söyledi.
“Geçici alerji zamanla kendiliğinden geçer”
Akyol, güneş alerjilerinin, “çok kızarık cilt görünümü, su dolu kabarcıklar ve keskin sınırlı belirtiler” şeklinde görüldüğünü, genellikle yüz, boyun, eller, kollar gibi açıkta kalan bölgelerin daha çok etkilendiğini kaydetti.
Geçici güneş alerjilerinde, etki eden faktörlerin ortadan kalkması halinde, ciddi olmayan olgularda hiçbir tıbbi müdahale yapılmaksızın 1 hafta- 10 gün içerisinde kendiliğinden geçeceğini dile getiren Akyol, yaranın durumuna bağlı olarak enfeksiyonu önleyici ve iyileşmeyi çabuklaştırıcı antibiyotikli ya da sıvı çekici kremlerin kullanılabildiğini söyledi.
Akyol, kalıcı alerjilerde ise şiddetli kaşıntı, yanma, batma, ödem, kızarma ve deride büyük su dolu kabarcıkların söz konusu olduğunu belirterek, kalıcı alerjilerde mutlaka alerjiye neden olan etkenin bulunması ve bu etkenden uzaklaşılması gerektiği uyarısında bulundu.
Popularity: 1%
Cilt Sağlığı
Alerjenler için jel Türkiye de buyrun uzmanların jel hakkındaki görüşlerini sizeler için sitemiz hitevi.com da yayınladık Solunan havanın yüzde 90′ından fazlası burundan içeri çekiliyor. Burun, havadaki büyük parçacıkları filtre ediyor. Ancak, çok ince zerrecikler filtre edilmeden mukoza tabakalarına yapışıyor ve bu küçük parçacıklar alerjen olarak kabul ediliyor.
Alerjenler, çoğunlukla mukoza tabakasıyla oluşan ilk temasta, kaşınma, hapşırma, nezle hali ve burun akıntısı gibi bilinen reaksiyonlara eden oluyor. Uçucu alerjenlerin (polen, ev tozu akarları, hayvan salgıları, küf mantarları vb) neden olduğu alerjilere karşı özel olarak geliştirilen ve SAS Farma Sağlık Ürünleri tarafından Türkiye’ye getirilen Allergopraevent jel, elektrostatik filtreleme yöntemi ile havada bulunan alerjenlerin solunum yoluyla bedene girişini önlemeyi hedefliyor.
Popularity: 1%
Cilt Sağlığı
UV cilt kanserini tetiklemektedir buyrun ayrıntılar aşağıdadır Ultraviyole ışınlarına uzun süre maruz kalan kişilerde; erken yaşlanma, ciltte deformasyon, leke ve cilt kanseri riskinin arttığı belirtildi.
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Rana Anadolu, uzun süre maruz kalarak bornzlaşma yerine ’suni bronzlaştırıcıların’ kullanımının daha uygun olduğunu söyledi.
Popularity: 1%
Cilt Sağlığı
Bronzlaşmak isteyenler güneşe dikkat buyrun uzman görüşlerini incelemek için aşağıdaki yazımızı inceleyin İstanbul Cerrahi Hastanesi doktorlarından Dermatolog Dr. Günnur Önarslan Pedersen, bronz tenle bir yaz geçirmek isteyenleri ve tatile çıkacakları uyardı. Güneşe maruz kalmak demek, değişik dalga boylarında (orta veya uzun) ultraviyole radyasyonuna maruz kalmak demektir. Kişilerin güneş ışınlarından etkilenmesi; cilt rengine, güneş ışınlarına hangi mevsim ve hangi saatlerde ve ne süreyle maruz kalındığına bağlıdır.
Koruyucu krem kullanın
Ayrıca zararlı ışınlardan korunmak için uzun kollu giysiler, geniş kenarlı şapka, güneş gözlüğü ve güneşten koruyucu kremler önerilir. Güneşten koruyucu kremler ultraviyole radyasyonuna karşı fiziksel veya kimyasal barier oluştururlar ve cildi hem UVA hem de UVB ye karşı korurlar. Açık tenli kişilerin en az 30, buğday tenlilerin en az 20 koruma faktörlü ürünler kullanması gereklidir. Güneşten koruyucuların en az 2 mm kalınlığında bir tabaka olarak sürülmesi ve emilimi sağlamak için güneşe çıkmadan 30- 60 dakika önce uygulanması önerilir. Ürünler suya ve terlemeye karşı dirençli özellikte olsalar bile, 3 saatte bir yenilenmesi iyi olur.
Popularity: 1%